namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2015 Cuma

Cehennem

Yaş 16..üniversiteyi kazanıp İstanbul'a geldiğim sene.

Trabzon'dan çıkıp İstanbul'a geleceğim belli olunca dayımlar olsun teyzemler olsun telefonu bir kapatmadılar."Kadriye bizde kalsın Kadriye bizde kalsın" diye başlangıçta sevgi dolu sandığım ama  sonrasında benim tarafımdan "ay kimse çocuğunu başkasının yanında okutmasın"a dönüşen nidalar sonucu ilk sene Fatih'te dayımlarda kaldım.

İstanbul'da aşina olmayan ve hem kişiliğimle hem kültürümle uyuşmayan binbeşyüz şey arasında mutlu mesut yüzer ve üniversite eğitimimi sürdürürken ramazan geldi.

Yaz mevsimine yakın günlerde Ramazan ayını coşku ile yaşayan , saçları kısacık kesilmiş coşku dolu bir genç kızdım. Fatih'ten Harbiye'ye yürüyerek gidiyor, akşam iftarda sürahilerce su içiyordum. Oruç,sadece biraz suskunlaştırıyordu beni;ne hareketli yaşantımda ne neşemde bir değişiklik yoktu. Akşam eve geline ödevlerimi yapıyor, ödevler biter bitmez şimdi rahmetli olan yengeme yardım edip sofra kuruyor, dayımın oğlu ile kakarakikiriler arasında pide alıyor, iftarı yapınca sofrayı toplayıp koştura koştura camiye teravih namazını kılmaya gidiyordum.Teravih sonrası eve dönüyor, kalan derslerimi yapıyor,bulaşıkları yıkamaya yardım ediyor ve sonra yatıyordum.Sahurda kalkıp sofrayı kurup yemek yedikten sonra sabah namazını kılmak üzere koşturarak tekrar camiiye gidiyordum.

Her akşam farklı camiiye gitmenin ne büyük sevap olduğu söylenmişti bana..Her akşam farklı camiideydim.Keyfimden, mutluluğumdan bahsetsem de anlatmak mümkün değildi.

Lakin gençlik ölçüsüz coşkunluklar zamanı.Beden, uykusuz ve aç yorgunluklara çok dayanamadı. Ramazanın ortasından sonra olduğum yerde uyuklar hale geldim.Regli döneminde bile , dayım neden camiiye gitmediğimi şıp diye anlar utancı ile camiiye gidiyor ve o halde ibadetevine girmenin üzüntüsü ,utancı içinde affım için dualar ediyordum.

Geriye dönüp bakıyorum da;saf,iyi niyetli bir aptalmışım ben. Seviyorum geçmişteki Kadriye'yi.

Bu tempo ve ruh hali içinde, sonlara doğru bir akşam camiiye gittim ve kadınlara ayrılan yere koşturdum.Erken gelmezsek yer bulamıyorduk.O akşam da kandil akşamı olduğu için bi iyice doluydu her yer. Her gelene yer açalım diye sıkışmaktan elimiz ayağımız ezilmişti ama olsundu,bunun da sevabı vardı. Çarşaflı kadınların arasına düşmüştüm. Bir tanesi kararlılıkla, ellerimizi başımıza götürüp selam durduğumuzda parmaklarımızla kulaklarımızı ve burun deliklerimizi kapatmazsak solucan ve böceklerin tabutun içine sızıp kulaklarımıza ve burnumuza dolduğunu anlatıyordu. "Allah" "tövbe" vb nidalar arasında herkes onaylayarak "bak işte gördün mü"lerle bezeyerek bunu yapacağını belirtiyordu.

-Abla..dedim şaşkın ve masum."Öldükten sonra o bedende olmuyor ki ruh..varsın ne yiyecekse yesin,ne olacak ki solucandan?


Kadının öfkeli sözcükleri, diğerlerinin şaşkın mırıltıları teravihin başlaması ile yarım kaldı.Namaza başladık. Ama aklım o kadar karışmıştı ve kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki başım dönüyordu.

Secdeye vardık..oturarak doğrulduk.
Aman Allah'ım..dünyam kararmıştı..her yer kapkaranlıktı.Hiç bir şey görmüyordum. Solucanlar meselesine karşı çıktığım için mi kör olmuştum.

Lannnn?



Yoksa ölüyor muydum?
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı.
"Allahuekberr"
Namazı bozmadım..tekrar secdeye eğildim.
Günahkârmıydım ben..neden karanlıklar sarmıştı etrafımı. Ghost filminden giriyor,solucanların kulaklarıma ilerleyişinden çıkıyordum.
"Allahuekberr"
Doğrulmaya kalktım
Yok..karanlık bir nebze olsun dağılmamıştı.Başımda gittikçe artan bir zonklama ile paniğim dayanılmaz boyuta ulaştı.Üstüste yemeye başladığım darbeler sonucu avazım çıktığı kadar "imdaat" diye bağırmaya başladım.

Çığlığıma "çık .ötümün dibinden körolası!" diyen öfkeli bir ses cevap verdi. Biraz gülüşmeler, namazı kıldıranın uyarı ile sesini yükseltmesi, kadınlar bölümünden uyarı ile yükselen sesler..

Dipdibe namaz kılarken önümdeki çarşaflının eteğinden içeri girivermişim ilk secdeye vardığımda.
Karanlık olan dünyamın sebebi, cehennem tahminimden çok da uzak değilmiş meğer.

Apar topar beni arkalara ittiler..eteğin altından çıkayım diye attığı tekmelerin etkisi ile bir süre sersem sersem bakındım etrafa.Sonra teravihi bırakıp eve döndüm.


Cennetin,sevdiğinin bir sözünde; cehennemin ise yobazın tekinin poposunun dibinde olabileceğini öğrendiğim bir yıldı. 


10 Kasım 2013 Pazar

Sabâ Renkleri

Ezan sesi semalarda yankılandı, tüm sesler tüm anlamlardan arındı. Başka hiç bir vakit bu kadar etki etmiyor ezanın sükunete,ibadete çağıran sesi;sabah namazına davetin yeri ayrı  . Tüm dünyadaki ezanlar bana sesleniyor o vakit, uyan-utan-hatırla aslolanı-unut kibrinden kaynaklananları diyor. Öfkem bencilliğinden arınsın, kopyalarla uğraşmasana ; sen asılsın diyor.

Bir hazin boyun eğiştir gelip yerleşiyor gönlüme. Karanlığın içindeki seslenişi dinliyorum, o seslenişte hiçliğimi seyrediyorum. Siyah yerini laciverte bırakmış, suskun diller yaradana yakarmış. Gece ile günün kesişiminde , siyahın maiye dönüşümünde , niyeti olanlar için hesaplaşma başlıyor "neye celallendim, nerede hata yaptım, ne yapsam da ""iyiliğe idi yolu"" denilenlerden olsam" diye düşünmeye başlıyor. Tevazu ile düşünebildiğinde pişmanlıklar karşısına dikiliyor insanın. "Ne diye kırdım kalbini" diyorsunuz en basitinden.." o bilmedi ama ben bildim: baktım ve kılık kıyafetini küçümsedim, hey gönül bu kibir nereye kadar" diye inliyorsunuz..söz verip unuttuklarınız, üzerinize vazife değilken iş edindikleriniz, gücünüz var diye ezdikleriniz..camı açıp bir nefes almalı, bu sorgulamaya dayanmalı, sebep nedir hangi sonuca vardırmış bizi ..anlamalı!

Bahtiyar Sahaf'tan alınan bir fotoğraftır
Renkler geliyor yavaş yavaş gittikleri yerden. En çok maiyi özlemişiz, en çok da mai lazım bize. Lacivert bir ton daha açıyor kendini ve uyuyanlar uyansın diye biri bitirince diğeri devam ettiriyor ezan sesini. "Namaz uykudan hayırlıdır" diyormuş ezanın Sabâ makamındaki çağrısı..Ben de bilmezdim ya, eşim söylemişti şaşırmıştım. Bu kadar nahif, bu kadar yüzyıllardır  vaz geçmeden "ben"i kendine çağıran daveti anlamını bilmeden dinlemenin içe dönük kırgınlığını yaşamıştım duyduğumda. Namaz uykudan hayırlıdır..mine'n nevm sadece sabah namazında söylenen söz.

Kuşlar uyanmaya başladı, duyuyorum seslerini. Zamanı ziyan ediş en büyük pişmanlık oldu sabahın anlamında, yeniden deneyebilecek olmanın verdiği ümit ise kırık gönlün tesellisi. 

Ölüme bir adım bile kalmamışken yaşam gerçekten bir film misali unutulan tüm ayrıntıları ile göz önünden geçiyor "bak sen ne ettin önce kendin gör" dercesine izliyorsunuz her saniyeyi, yolu sizinle kesişen unutulmuş her ismi. Mutlu ve barışık anlar parlak bir yeşilken kalp kırdığınız, öcünüzü aldığınız, zayıf olanı ezdiğiniz , kalbinizi lekelediğiniz zamanlar paslı bir kahverengi. "Ah" diyor insan "hepsi ne ne nafileymiş..dönebilsem, af dileyebilsem...nasıl kırdım gönüllerini,neye yarar bu son pişmanlık" Sevdiklerinizi bırakıp gitmenin hüznünden baskın bir "keşke" dir gelip yerleşiyor içinize.Ve ne yazık ki o bir şans daha verilse bile eskisi kadar boş ve şiddetli değilse de yineliyor insan hatalarını.İnsan olabilmek çok zor, çok ağır bir imtihan.

Serçelerin berrak ve neşeli sesleri yükselir oldu.Soluk bir mavilik ufuktan hızla yükselip geceyi taşımaktan yorgun laciverti yolcu ediyor. Maiye az kaldı..bu kutsal,özel,eşsiz zaman dilimi ancak ulaşmak isteyenlerişn ulaşabileceği bir uzaklıktan ancak kıymetini bilenlerin doyamayacağı bir hızla geldi geçti...

Tekrarına ya nasip...

Hu, anlamı güzel olup günlük hayatın sıradanlığında yitirdiğimiz bir seslenişmiş meğer...hu tüm dostlara, hu tüm canlara


hu (I) 
ünlem (hu:)
1. ünlem "Neredesin, bana bak" anlamlarında, genellikle kadınlar tarafından kullanılan bir seslenme sözü
2. Dervişler arasında kullanılan bir seslenme sözü